Skip links

İş Hayatında İş Sağlığı ve Güvenliği Kültürü Üzerine

Günümüzdeki teknolojik gelişmeler, üretimin ve rekabetin büyük ölçüde artması, çalışanların sağlığına ve güvenliğine yönelik tehlikeleri daha da artırmaktadır.

Günümüzdeki teknolojik gelişmeler, üretimin ve rekabetin büyük ölçüde artması, çalışanların sağlığına ve güvenliğine yönelik tehlikeleri daha da artırmaktadır. Özellikle sanayileşmenin ve yeni üretim yöntemlerinin ön plana çıktığı 20. yüzyıl, yoğun makineleşmenin neden olduğu, iş kazaları sonucu ölümler ve uzuv kayıplarının arttığı bir yüzyıl olmuştur.

İş kazası kavramı, emniyetsiz hareket ve şartlardan doğan, çalışanların can güvenliğini tehlikeye sokan, çoğu zaman yaralanmalara, makine ve teçhizatın zarara uğramasına veya üretimin bir süre durmasına yol açan, önceden planlanmamış olaylar şeklinde tanımlanabilir. Kazanın tanımındaki en önemli unsur, ani ve beklenmeyen bir olay olmasıdır. Kaza geliyorum demez söylenir fakat yanlış uygulamalar ile kaza geliyorum demektedir. İş kazalarının oluş nedenleri çalışandan ya da ortamdan kaynaklanan nedenlerdir.

Meslek hastalığı kavramı, Sigortalının çalıştığı işin niteliğine işyerinde uğradığı geçici veya sürekli hastalık, sakatlık veya ruhi arıza halleridir.

İş güvenliği kavramı, iş ortamında sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarını oluşturarak; iş kazaları ve meslek hastalıklarını en alt düzeye indirmek böylece maddi ve manevi kayıpları önleyerek verimliliği artırmak şeklinde ifade edilebilir. İş güvenliğinde amaç, ‘kaza’ ve ‘meslek hastalığı’ dediğimiz olayları önlemek ve çalışanın sağlığını korumaktır.

İş sağlığı ve güvenliği yakın zamanda tartışma konusu olmuş ve iş kazaları ile daha fazla önemi hissedilir hale gelmektedir. Buna rağmen İş Sağlığı ve Güvenliği konusunda ülke olarak dünya genelinde çok da iyi yerlerde değiliz. Uluslararası Çalışma Örgütü, Eurostat ve Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre İş kazaları ve meslek hastalıkları sıralamasında Avrupa’da birinci, dünya genelinde ise üçüncü sıradayız. Günde ortalama 172 iş kazası yaşanan ülkemizde 4 kişi iş kazası sonucu hayatını kaybetmekte, 6 kişi iş kazası sonucu iş göremez hale gelmektedir. Meydana gelen iş kazalarının önemli bir kısmının sosyal güvenlik kurumuna bildirilmediği de bilinen bir gerçektir. Bu sonucun ortaya çıkmasında, sigortasız işçi çalıştırma, küçük ölçekli işletmelerde iş güvenliği uzmanlarının olmayışı, işletme sahiplerinin ve çalışanların bilinçsizliği, denetimlerin yetersizliği gibi değişik faktörlerin etkili olmaktadır.

İş Güvenliği konusunda işveren açısından işletmenin ve ürünün güvenliği önemli olduğu kadar çalışanların da güvenliği ve sağlığı önemli olmalıdır. Çalışanlar açısından da kendi can güvenliğinin önemi kadar işlemenin ve üretimin güvenliği de önemli olmalıdır. Artan rekabet ortamı çalışma yaşamındaki değişimleri hızlandırmıştır. Hızla değişen çalışma hayatında çalışanlar ve işverenler tarafından iş kazalarını önlemede güvenlik kültürünün önemi kavranmalıdır.

İş sağlığı ve güvenliğinin sağlanmasında sorumlu tarafların ortak çalışmaları sonucunda iş kazaları ve meslek hastalıklarında azalma gerçekleşebilir. Güvenli ortam ve şartlarda çalışmak her çalışanın talebi olması gerekir. İşveren hem iş, ekipman hem de işçi kaybı olsun istemez. Devlet ise iş göremeyen vatandaşına ve ailesine karşı borçlu olmak istemez. Devletin 2012 yılına kadar iş kazalarından dolayı kaybı 7,8 milyar liradır. Devlet hem yasaları çıkarıp denetlemesi, işveren emniyetsiz durumları gidermekle, işçi ise iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uymakla sorumludur. Sorumluluklar ile iş sağlığı ve güvenliği yaşam kültürü haline gelir.

Bu bağlamda yaşam kültürü kavramı, söz konusu işteki temel değer sistemlerinin yansıması şeklinde ele alınmalıdır. Bu tarz bir kültür pratikte yönetim sistemleri, personel politikası, katılım ilkeleri, eğitim politikaları ve kalite yönetiminde kendini gösterir. Dolayısıyla iş sağlığının çalışanlar tarafından kavranıp hayata geçirilmesi, “işletme kültürü” haline gelebilmesi aynı yaklaşımın üst kademe yöneticilerden başlayarak tüm uygulayıcılar tarafından İş sağlığı ve güvenliğinin de uygulanması ile gerçekleşebilir.

İnsanın en temel hakkı olan yaşama hakkının çalışma hayatında da sağlanması gerekiyor. İş hayatı insanın istirahati dışında en fazla zamanının geçtiği alandır. İş sağlığı ve güvenliği kültürünün oluşması zaman almaktadır. Devlet, bu kültürün artmasında yeni iş sağlığı ve güvenliği kanunu çıkararak bu kanunun dayanağı yönetmelikler oluşturmaya başlamıştır. İş sağlığı ve güvenliği kültürünün oluşmasından herkes sorumludur. Sorumluluk bilinci artması sonucunda iş kazaları ve meslek hastalıklarında önemli azalmalar olacaktır. İş kazası ve meslek hastalıkları sıralamasında Avrupa ve Dünya genelinde sonlarda olmak dileğimizdir, bu hayal değil ancak ortak çalışmalar ile gerçekleşebilir.

Fatih Ataselim
İş Güvenliği Uzmanı